MAGAZINE

Çılgın Bir Partinin Ardından Okumak İsteyeceğiniz Dört Kitap

Bir yazar klişesi olarak bildiğimiz yazmak için en uygun zamanın gece olduğu düşüncesi bir yana, gece hayatı hakkında yazmak da belirli bir yetenek gerektiriyor olmalı. Partymag için yazmaya başlamışken biraz ilham ve motivasyon toplamak için 1920’lerden 1990’lara uzanan, hem eğlenceli hem eleştirel; parti, kulüp, bar, alkol, eğlence sahnelerinin olduğu dört kitap karıştırdım kitaplığımdan. Buradan da bir tavsiye yazısı çıkar diye düşündüm. Ya da siz beni “after party” denince kafasında kitap kulübü konsepti canlanan naif biri olarak da hayal edebilirsiniz. Ne de olsa İstanbul’da park sezonu çoktan açıldı. Festival biletleri tükeniyor. Plajlara damlamayı dört gözle bekliyoruz. Güneş doğana kadar dans etmeyi, chill-out saatlerinde okumayı seven bibliyofil parti hayvanları ve beach nerdlere kitap tavsiyelerim için okumaya devam et. Söz veriyorum: Bu düşündüğün kadar sıkıcı bir fikir değil.

The Great Gatsby

The Great Gatsby, 1920’lerin Caz Çağı’nın tüm coşkusu ve aşırılıklarıyla ilk akla gelen kitaplardan. Amerikan Rüyası’nın çöküşü ve zengin sınıfın sahteliğini yüzümüze vururken, tüm ihtişamıyla inanılmaz parti betimlemeleri sunuyor Fitzgerald. Ayrıca Gatsby’nin hayallerini temsil eden “yeşil ışık” ve akşamdan kalma hallerin çok tatlı örtüşeceğine dair bir hisse kapılıyorum. Eğer filmin “muhteşem” olduğunu düşünüyorsan, kitaba da mutlaka şans ver.

 

 

 

 

 

The After Party

The After Party ile 1950’lere geldiğimizde yine madalyonun öbür yüzüne bakmaya devam edebilirsin. Fakat bu kez özellikle kadınların gözünden… Romanın bildiğimiz after partylerden bahsetmediğini kitap ilerledikçe anlıyoruz. Böylece yazar Anton Disclafani’nin “after party” tamlamasıyla dikkat çektiği gibi, 1950’lerin şaşalı ve yüksek gelirli kadınlarının hayatlarında partilemek dışında ve “gerçekten” neler olduğunu gözlemliyoruz: Bedeli ne olursa olsun iyi görünmek ve lüks yaşamak.

 

 

 

 

 

Diary of a South Beach Party Girl

Gwen Cooper’ın Diary of a South Beach Party Girl romanı da yine hafif ama sevilesi seçeneklerden -çünkü hepimizin içinde gizliden gizliye (ya da apaçık) Paris Hilton gibi bir hayat yaşamak isteyen bir taraf vardır. Olmak zorunda!
İşte bu kitapta da 1990’ların sonunda South Beach kulüplerinde birlikte eğlenen film yıldızları, modeller, rockstarlar, gazeteciler, drag queenler, uyuşturucu satıcıları ve senin benim gibi eğlenmeyi seven insanları bulabilirsin. Üstelik roman boyunca en ünlü isimler elini kolunu sallayarak über sarhoş partiden partiye koşuştururken, en sıradan tipler gizli saklı alanlarda rockstarlar gibi takılmakta…
Kitabın başkahramanı Rachael da aslında South Beach’e macera aramaya gelmiş herhangi bir kız ama kendini tüm parıltısı ve ihtişamı içinde bu dünyanın merkezinde buluyor.

 How to Talk to Girls at Parties

Geceyi çok ağır geçirmişlerin biraz daha hafif şeyler okumak isteyeceğini düşünerek, Neil Gaimann’ın How to Talk to Girls at Parties kitabıyla önerilerime devam ediyorum. Kısa, eğlenceli bir bilim-kurgu öyküsü. Bu kez 1970’lerdeyiz. Bu kitap oldukça kolay okunuyor ve tamamını okumak yarım saat alıyor. Bu açıdan ayaküstü e-book olarak satın alıp, pazar güneşlenmelerinde bol D vitamini ile tüketebilirsin. Süper tembellerimiz için audio book satışının mevcut olduğunu, hatta bu yıl kitabın filminin de yayınlandığını söylemeden edemeyeceğim.

 

orman meyveli smoothie
Önceki Yazı

ORMAN MEYVELİ SMOOTHIE | SUNDAY DETOX

Sonraki Yazı

Her Erkeğin Bilmesi Gereken Kokteyl | Negroni